Ruhu aç insanoğlunun bedenini doyurma güdüsüdür açlık. "Ben
ekmeksiz yapamam" diyen bedenine yabancı bir bireyi tedavi etmek oldukça
güçtür. Çünkü özde iyileşmeyi reddetmektedir.
Peki neden:
Modern tıbbın beslenme önerileri (eğer varsa) genel olarak
kalori sistemi üzerine kurulmuştur. Biraz bilimi takip eden bir grup bilim
insanı glisemik indeksten söz eder olmuştur. Gelin birlikte biraz çağın ötesine
geçelim. Arkadaşlar beslenme; ruhunuzu, bağırsaklarınızdaki yaklaşık 300 trilyon
mikrop ailesini ve hücrenizdeki mitokondrilerinizi doyurmaktır. Bu şu demek sen
şeker yersen barsaklarındaki bir maya türü onun kalorisine bakmadan alkole ve
sonra da asetaldehite çevirir, yani yerken büyük keyif aldığınız tatlınız,
makarnanız zehire dönüşür. Bu zehirle karaciğeriniz, enzim ve detoks sisteminiz
baş etmek durumunda kalır. Ya da sindiremediğiniz karbonhidratı sisteminizdeki
bir bakteri HLAB27 içeren enzimiyle sindirmeye çalışırken kronik dönemde
anklizan spondilit olabilirsiniz. Çok kafanızı karıştırmadan şunu söylemek
istiyorum ağzınızdan geçen her lokma barsaklarınıza indiğinde neye dönüşeceği
çok önemli bir mevzudur.
Kendine, ruhuna yabancı insanoğlunun bedenine olan uzaklığı da
hüzün verici. Bedenimizde bizden çok daha kadim bir mikrop popülasyonu
taşıyoruz. Örneğin ortamda noradrenalin varsa 10.000 kat daha fazla çoğalabilen
bakteriler var. Yani sizin kaygınız, korkunuz olduğunda, tehdit algılınız
olduğunda salgılanan haberci bir protein. Bu şu demek ruhunuz rahat değilse
barsaklarınızdaki bakteriler bunu biliyor ! Bu yüzden evrenin tüm kaynakları
konusunda gösterdiğimiz bencil tutumu bedenimizde de uyguladığımızda ciddi
sorunlarla karşılaşıyoruz. Canınız ne isterse yiyemezsiniz ve büyük çoğunluğu
bizden daha kadim bu mikroplarla bedenimizi paylaşmak zorundayız. Yoksa
clostoridyumun ürettiği propionik asiti yüzünden epileptik nöbetler
geçirebilir, artan histamin nedeniyle panik ataklara, migren ataklarına,
ürtiker hastalığına maruz kalabilirsiniz. Böylece elinizdeki poşete her gün yeni
bir ilaç eklenir. Size de etrafta sizi iyileştiremediğini düşündüğünüz sağlık
profesyonellerini suçlamak kalır. Kurban rolünüzün gereğini yerine getirmiş
olursunuz. Tersini düşündüğünüzde barsaklarımızda dost bakteriler bizi
depresyondan koruyan seratonin öncüsü protein olan triptofan üretirler, kemik
erimesi kanserden koruyan k2 üretirler, barsak hücrelerimizi besleyen yağ
asitlerini sağlarlar,

