• 0 352 220 0650
  • denge@dengebireysel.com

Ruhu aç insanoğlunun barsaklarıyla imtihanı

Ruhu aç insanoğlunun bedenini doyurma güdüsüdür açlık. "Ben ekmeksiz yapamam" diyen bedenine yabancı bir bireyi tedavi etmek oldukça güçtür. Çünkü özde iyileşmeyi reddetmektedir.

Peki neden:

Modern tıbbın beslenme önerileri (eğer varsa) genel olarak kalori sistemi üzerine kurulmuştur. Biraz bilimi takip eden bir grup bilim insanı glisemik indeksten söz eder olmuştur. Gelin birlikte biraz çağın ötesine geçelim. Arkadaşlar beslenme; ruhunuzu, bağırsaklarınızdaki yaklaşık 300 trilyon mikrop ailesini ve hücrenizdeki mitokondrilerinizi doyurmaktır. Bu şu demek sen şeker yersen barsaklarındaki bir maya türü onun kalorisine bakmadan alkole ve sonra da asetaldehite çevirir, yani yerken büyük keyif aldığınız tatlınız, makarnanız zehire dönüşür. Bu zehirle karaciğeriniz, enzim ve detoks sisteminiz baş etmek durumunda kalır. Ya da sindiremediğiniz karbonhidratı sisteminizdeki bir bakteri HLAB27 içeren enzimiyle sindirmeye çalışırken kronik dönemde anklizan spondilit olabilirsiniz. Çok kafanızı karıştırmadan şunu söylemek istiyorum ağzınızdan geçen her lokma barsaklarınıza indiğinde neye dönüşeceği çok önemli bir mevzudur.

Kendine, ruhuna yabancı insanoğlunun bedenine olan uzaklığı da hüzün verici. Bedenimizde bizden çok daha kadim bir mikrop popülasyonu taşıyoruz. Örneğin ortamda noradrenalin varsa 10.000 kat daha fazla çoğalabilen bakteriler var. Yani sizin kaygınız, korkunuz olduğunda, tehdit algılınız olduğunda salgılanan haberci bir protein. Bu şu demek ruhunuz rahat değilse barsaklarınızdaki bakteriler bunu biliyor ! Bu yüzden evrenin tüm kaynakları konusunda gösterdiğimiz bencil tutumu bedenimizde de uyguladığımızda ciddi sorunlarla karşılaşıyoruz. Canınız ne isterse yiyemezsiniz ve büyük çoğunluğu bizden daha kadim bu mikroplarla bedenimizi paylaşmak zorundayız. Yoksa clostoridyumun ürettiği propionik asiti yüzünden epileptik nöbetler geçirebilir, artan histamin nedeniyle panik ataklara, migren ataklarına, ürtiker hastalığına maruz kalabilirsiniz. Böylece elinizdeki poşete her gün yeni bir ilaç eklenir. Size de etrafta sizi iyileştiremediğini düşündüğünüz sağlık profesyonellerini suçlamak kalır. Kurban rolünüzün gereğini yerine getirmiş olursunuz. Tersini düşündüğünüzde barsaklarımızda dost bakteriler bizi depresyondan koruyan seratonin öncüsü protein olan triptofan üretirler, kemik erimesi kanserden koruyan k2 üretirler, barsak hücrelerimizi besleyen yağ asitlerini sağlarlar,